Birazda Gülelim :)
Mayıs 7, 2010
Alan adında tarihi gün!
Mayıs 7, 2010
Latin olmayan ilk alfabeyle yazılı alan adları bugün resmen kullanılmaya başladı.
İnternetteki alan adlarını düzenleyen Icann (Internet Corporation for Assigned Names and Numbers), Latin alfabesinden olmayan ilk harflerle kaydedilen ilk alan adlarını bugün devreye soktu.
Arap ülkeleri Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), internette ilk kez Arapça harflerle yazılı alan adlarına sahip ülkeler oldu.
İnternette alan adlarını tahsis eden ve merkezi ABD’de bulunan Icann’in sistemde yaptığı değişiklikle, bu ülkeler, Arapça yazılmış ülke kodlarını alan ilk ülkeler oldu. ICANN’in Başkanı Rod Beckstrom, bunu tarihi bir aşama olarak niteledi.
Rusça, Çince, Tayca ve Tamilcenin de aralarında bulunduğu dillerde yazılan alan adları için 20′den fazla ülke ICANN’in onayını bekliyor.
Google e-kitabı ‘halka’ açıyor
Mayıs 7, 2010
Yaklaşık 12 milyon kitaptan oluşacak Google Editions internete bağlanabilen tüm bilgisayar ve akıllı telefonlarla çalışacak.
Servislerini hızla çeşitlendiren Google, yine çok iddialı bir adım atarak belirli cihazlara bağlı kalmadan indirilip okunabilecek Google Editions kitapçısını sonbahara kadar başlatıyor.
Google e-kitapları, Amazon ve Apple servislerinin aksine, tabletten netbooka, masaüstü bilgisayardan akıllı telefona, internet bağlantısı olan her cihaza indirebilecek. 12 milyondan fazla e-kitabın bulunacağı mağazanın, çeşitlilik açısından da rakiplerini bir hayli geride bırakması bekleniyor.
Google’ın portföyünde piyasada baskısı olan kitaplar bulunduğu gibi, baskısı çok önce tükenmiş, hatta elyazması olan kitapların kopyaları bile bulunacak.
Elektronik kitap piyasasının yüzde 90 payla hakimi durumundaki Amazon’dan alınan e-kitaplar, sadece firmaya ait Kindle e-okuyucusu ile indirilip okunabiliyor. Aynı şekilde Apple tarafından kurulan iBook Store da sadece iPad tablet bilgisayar ile uyumlu ürünler satıyor. Google’ın bu ‘kitapları serbestleştirici’ girişimiyle piyasayı kısa sürede ele geçirebileceği yorumları yapılıyor.
Amazon ve Apple’ın ‘tek satış kanallı’ sistemlerinin sürmesi halinde, beş altı yıllık süreçte Amazon’un payının yüzde 35’lere düşeceği, Google Editions’ın büyük ihtimalle Amazon’u geride bırakacağı, Apple’ın ise üçüncü oyuncu olarak piyasada yarışacağı tahmin ediliyor.
Tahminlere göre hızla büyüyen e-kitap pazarı bu beş altı yıllık süre içinde içinde 2.5 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşacak.
Google Editions kitapları, firmanın sitesinden alınabileceği gibi, başka perakendeci site veya ‘satış konsolu’ kuracak kitapçılardan da alınabilecek. Google bu durumda gelirin büyük kısmının satıcıya bırakılacağını belirtiyor.
Atlantis son kez uçacak
Mayıs 7, 2010
Amerikan uzay mekiklerinin ‘emeklilik’ süreci başlıyor. İlk olarak Atlantis, son uçuşunu yaptıktan sonra müzeye kaldırılacak.
Amerikan uzay mekiği Atlantis, son uzay uçuşu için 14 Mayıs’ta fırlatılacak. Böylece 29 yıldır kullanılan uzay mekiklerinin emeklilik süreci başlamış olacak.
Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) üst düzey yetkilileri, Atlantis’in Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) gitmek üzere fırlatılacağı tarihi 14 Mayıs’ta yerel saatle 14.20 (TSİ 21.20) olarak belirledi.
Atlantis, UUİ’ye son seferinde 6 astronot ile çeşitli malzemeler götürecek.
NASA’nın yıl sonunda emekliye ayıracağı 3 mekiğinden biri olan Atlantis, son yolculuğunun ardından parçalanmayacak ve bir müzeye konacak.
CERN’de şaşırtıcı keşiflere doğru
Mayıs 7, 2010
Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın ilk iki aylık döneminde ekstra geniş boyutlar, sicim kuramı ve aşırı yavaş yüklü parçacıklar gibi egzotik konularda keşifler bekleniyor.
Kozmosun sırlarını çözmek için yürütülen Büyük Patlama deneyinde çalışan bilim adamları, evrenin özü ve oluşumuyla ilgili beklenmedik buluşlara da ulaşıyor.Deneyi yürüten Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nin (CERN) araştırmacıları, 10 milyar dolar değerindeki Büyük Hadron parçacık çarpıştırıcısının ilk yüksek güçle çalışmasının iki aylık dönemini değerlendirdiler.
Yeraltındaki tünelde çarpışmaları kaydeden atom çarpıştırıcısının 6 detektöründen birinin sorumlusu Oliver Buchmueller, bu aşamada ekstra geniş boyutlar, sicim kuramı ve aşırı yavaş yüklü parçacıklar gibi egzotik konularda keşiflerde bulunabileceklerini belirtti.
Buchmueller, İsviçre ile Fransa arasındaki sınırda yeraltında yapılmakta olan deneyde bu tip keşiflerin, evrendeki varlığının açıklanması istenen, Tanrı parçacığı diye de adlandırılan Higgs boson parçacığını ve karanlık maddenin varlığına dair kanıtlar sunabilecek süper simetrik-parçacıklarını bulma çabalarına paralel gittiğini söyledi.
CERN’ün hızlandırıcı ve teknoloji direktörü Steve Myers da deneyin çok iyi gittiğini belirterek, bundan sonra artık atom çarpıştırıcısına çok dikkat etmeleri gerektiğini ve daha önce teknik sorunlar yüzünden kapatılmak zorunda kalınan makinanın bir kez daha devre dışı kalmasının en son istedikleri şey olduğunu vurguladı.
İLK ALT TANECİK BULUNMUŞTU
Hadron çarpıştırıcısının son derece ileri teknoloji ürünü detektörleri, fizikçilerin “standart model” diye adlandırdıkları ve geçmişte yapılan deneylerde elde edilen unsurları tespit etmişti. Bu çalışmalarda, yüzyılın en büyük deneyi olarak kabul edilen ve Büyük Patlama ortamının yaratılmaya çalışıldığı Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda, madde ile antimadde arasındaki etkileşimin doğasını gün ışığına çıkarması umulan deneyde, ilk alt tanecik belirlenmişti.Dev atom çarpıştırıcısındaki Atlas deneyinde tespit edilen parçacığa bilim adamları “beauty quark-güzellik parçacığı” ya da “alt tanecik” adını veriyorlar. Alt tanecikler ilk kez 1977′de keşfedilmişti.
“Güzellik taneciği” ya da “alt taneciğin” tipinin “B ” olduğunu belirten bilimadamları, bu parçacığı bulmak için 10 milyon kez yapılan proton çarpışmalarında toplanan verilerin değerlendirildiğini vurgulamışlardı.
Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda geçen ay 10 milyon kez atom altı parçacık çarpışması yapılmıştı. 27 kilometrelik oval tünelde hızlandırılarak, bugüne kadarki rekor düzeyde, 7 TeV enerjiyle, ışık hızına yakın bir hızla yol alırken çarpıştırılan parçacıkların parçalanma anlarının kayda alınmasında da aşama kaydedilmişti.
Önceki deneylerde çarpışma anları saniyede 50 milyon kez görüntülenirken, deneyin bu aşamasında bu sayı, saniyede 100 milyon keze yükseltilmişti. Deneyin 2013 yılında 14 TeV enerjiyle yapılması öngörülüyor.
İşte dünyanın en uzun barajı!
Mayıs 7, 2010
Kanada’daki baraj ağaç ve çamurdan tam 35 yılda inşa edildi. Üstelik insanlar tarafından değil!
Kanada’da kunduzların ağaç ve çamur ve taşlardan inşa ettikleri bir baraj, uzunlukta dünya rekorunu kırmış bulunuyor.
Kuzey Alberta’da Wood Buffalo Ulusal Parkı’nın güney ucunda keşfedilen barajın uzunluğu 850 metreyi buluyor; yani ABD’nin en büyüklerinden olan Hoover Barajı’nın iki katından fazla.
Barajın birkaç kunduz ailesinin işbirliğiyle yapıldığı sanılıyor. Sucul kemirgenler olan kunduzlar, sivri ön dişleriyle kemirerek devirdikleri ağaçları çamur ve taşlarla birbirine sabitleyerek kendileri için “güvenlik kanalları” oluşturuyorlar. İnşa ettikleri barajların içinde yaptıkları yuvalarında yaşayan kunduzlar sürekli olarak barajın güçlendirilmesi, bakımı ve tamiriyle meşgul oluyorlar.
Karadaki hantallıklarına karşılık su içinde son derece çevik olan kunduzların, tehlike halinde yuvalarındaki çıkışlar yoluyla daldıkları bu kanallar, ayı ve çakal gibi düşmanlarından korunmalarını sağlıyor. Kunduzların bu barajı 1975′lerde kurmaya başladıkları sanlıyor.
Suyun akışını yavaşlatarak kuraklığı ve sel baskınlarını önleyen bu barajlar, sulak alanların ömrünü uzatarak başka canlar için de yaşam alanı oluşturuyor.
Su da çürüyen bitkiler de karbondioksiti en iyi depolayan maddelerden biri olan turbaya dönüştüğünden, kunduz barajları ekolojik fayda da sağlıyor.
.:TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi:.
Mayıs 7, 2010
Mayıs 2010
Sayı: 510
KAPAK KONUMUZ
Türk Bilimcilerin
Dünyayla Yarıştığı Teknoloji
Lazer
- Haberler
- Tekno-Yaşam
- Ctrl+Alt+Del
- Uzaydan Türkiye
- Lazerin 50. Yılı
- 50. Yılında Lazer: Kısa bir Tarihçe ve Geleceğe Bakış
Bundan tam 50 yıl önce, ABD’nin California eyaletinde bulunan Hughes Araştırma Laboratuvarları’nda ilk lazer T. Maiman tarafından başarılı bir şekilde çalıştırılmış ve kısa bir sürede dünyanın birçok araştırma laboratuvarında da benzer sonuçlar elde edilmişti. Lazerin icadında, aslında yeni bir bilim ve teknoloji alanının doğuşunu görüyoruz. 1960′ta ilk yakut lazerinin icadının ardından, kısa bir süre içerisinde birçok değişik ortam ile lazer ışığı üretilebilmiştir. Bu lazerlerin çok küçük boyutlarda ve yüksek sayıda üretilebilmeleri, kısa zamanda bilgi işlemede (hepimizin bildiği CD ve DVD okuyucularında) ve iletişimde kullanılabilmelerini sağladı. Örneğin, internet altyapısını oluşturan iletişim şebekesi ve okyanus geçen kablolar artık ışık liflerinden oluşmaktadır. Lazerle ilgili şu an öngöremediğimiz sürpriz gelişmeleri de ayrıca merakla bekliyoruz!
- Dünyanın Sınırlarını Türkiye’de Zorladığımız Teknoloji: Askeri Lazer Uygulamaları
- Lazerlerin Tıptaki Uygulamaları
Lazerler ilk üretildikleri zamanlardan başlayarak tıbbın hemen her alanında kendine çok özgün uygulama alanları bulmuş ışık kaynaklarıdır. Bu uygulama alanlarının zenginliği ve önemi lazerlerin kendine has özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Tek renkli, güçlü ve dağılmadan uzun mesafelere taşınabilen ışınlar olması lazerlerin ilk akla gelen özellikleridir. Ayrıca lazerin tasarımından kaynaklanan nedenlerden ötürü birçok lazer tipi, optik eksenden sapmadan uzun mesafeler kat edebilir. Tüm bu özellikler lazerlerin tıpta yaygın bir şekilde kullanılmasına neden olmuştur. Tabii bir başka özelliği daha eklememiz gerekir; o da optik liflerle taşınabilir oluşlarıdır. Bu da büyük cerrahi girişimlere gerek olmaksızın vücut içerisinde operasyon yapmayı olanaklı hale getirir.
- Lazer Televizyonlar ve Lazer Projektörler
- Lazerle Malzeme İşleme
- Lazer Kimyası ve Spektroskopi
- Katıhal Femtosaniye Lazerleri
- Kuantum Optiği, Elektromanyetik Etkili Saydamlık ve Tek Foton Üretimi
- Uçuşurken Işıyan Atomları ve Molekülleri Sıraya Sokmak Gaz Lazerleri
Lazer dediğimiz şey aslında ışık kaynağını, kuantum sınırları içerisinde gürültüden arındırılmış, parlaklığı yüksek, yani dar bir dalgaboyu aralığında yüksek güçte ışıma yapan, eşevreliliği uzay ve zamanda korunmuş veya yükseltilmiş duruma sokmaktır. Genel olarak gaz lazerleri iki ayna arasında bir cam (ya da metal ya da seramik) tüp içinde düşük basınçlı gaz olan optik kovukla yapılır. Tüp içindeki gaza “lazer ortamı” denir ve atomlar, metal buharları veya moleküller içerir. Gaz parçacıkları, çoğunlukla elektrik akımıyla uyarılır. Yüksek enerjili elektronlarla çarpışan gaz parçacıkları, daha yüksek enerji düzeylerine çıkarak lazer etkisini oluşturur.
- Havalı Bir Lazer Yapalım “Atmosferik Basınçta Enine Uyarmalı Azot Lazeri Yapımı”
- Lazer Riskleri ve Güvenliği
- Lazer ve Ölçüm
- Bütün Zamanların En Büyük Optikçisi: İbn el-Heysem
- Belirsiz Bilim
- Şişmanlığın Genleri
- Beynin Karanlık Enerjisi
- Birileri Yabani Türleri Gözetliyor: Fotokapan
- Proje Çocuklarla Nereye Kadar?
- Türkiye Doğası
- Sağlık
- Gökyüzü
- Matemanya
- Bilim Tarihinden
- Bilim ve Teknik’le Kırk Yıl
- Yayın Dünyası
- Zekâ Oyunları
- TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisine Gönderilen Yazı ve Görsellerin Sahip Olması Gereken Özellikler
Japonları kandıran Türk
Mayıs 7, 2010
Tokyo Üniversitesi, “130 yıllık tarihimizde böyle bir şey yaşamadık” diyerek Anılır’ı işten attı, doktorluk unvanını iptal etti
Vatan gazetesinden Uğur Koçbaş’ın haberine göre, dünyanın en iyi 10 üniversitesinden biri olan Japonya’nın en prestijli okulu Tokyo Üniversitesi’nde “Türk bilim sahtekarı” şoku yaşanıyor.
“Uzay Asansörü” adlı projesiyle Japon ve dünya basınına konu olan, NASA’da iki yıl astronotluk eğitimi alarak “İlk Türk astronot” olduğu iddiasıyla ortaya çıkan Serkan Anılır, Japonya’yı karıştırdı.
2003 yılında Tokyo Üniversitesi’ne verdiği doktora tezinin yüzde 40’ı “aşırma” çıkınca bir anda ülkede bilim dünyasının tüm şimşeklerini üzerine çekti. Anılır’ın Türk Ulaştırma Bakanlığı’nın kendisini NASA’ya gönderdiğine dair belgenin de sahte olduğunun belirlenmesinin ardından yardımcı doçent olarak görev yaptığı Tokyo Üniversitesi, 37 yaşındaki Türk’ün doktora tezini iptal etti, üniversite ile ilişiğini kesti. Rektör Junichi Hamada, Yomiuri Shimbun gazetesine yaptığı açıklamada, “Şok içindeyiz. Bu inanılmaz bir durum. 130 yıllık tarihimizde hiçbir doktora tezini iptal etmedik, kimseyi görevden atmadık” dedi ve Anılır’ın doktora tezini kabul eden heyet hakkında da soruşturma açıldığını duyurdu. Anılır’ın internet sitesinde yayınladığı astronot fotoğrafının da fotomontaj olduğu ortaya çıktı. Illinois Üniversitesi ve İTÜ mezunu olduğunu belirten Türk’ün, bu okullarla da bir ilişiği olmadığı tespit edildi.
TÜRKİYE’YE DÖNDÜ 2001 yılında kendisiyle Tokyo Üniversitesi’nde eğitim aldığını söyleyen bir Türk okul arkadaşı, “Onun bir yalancı olduğunu herkes bilirdi. Ama yalanlarıyla çok eğlenirdik. Bir keresinde odasında sahte bir NASA kimliği hazırlarken bile gördük. Bu yalanlarının eninde sonunda başına bir bela açacağı belliydi” dedi. Gelişmeler üzerine daha önce Anılır’ı yere göğe sığdıramayan Japon basını özür yazıları yayınladı. Japonya Uzay Geliştirme Ajansı da, Anılır’a ait olmadığını tespit ettiği 4 makalesini kronolojik listeden çıkardı. Anılır’ın kitabını basan yayınevi ise kitabın basımını durdurduğunu açıkladı.
Hakkında belgede sahtecilik, intihal ve nitelikli dolandırıcılıktan soruşturma açıldı. Fahri Büyükelçilik yaptığı Wakayama vilayeti Kushimoto ilçesi verdiği bu fahri elçilik ünvanını geri aldı. Anılır, hakkındaki bu olayların ardından Japonya’dan ayrılarak Türkiye’ye geri döndü.
BEN ZATEN BIRAKACAKTIM! Anılır, kişisel internet sitesinde yaptığı açıklamada, “Ben zaten işi bırakmak için başvurmuştum” ifadesini kullandı: Bir doktora öğrencisi olarak yazdığım ilk tezdi. O yüzden de alıntı yaptığım yerlere numara verip kaynak belirtme olayından haberim yoktu. Basit bir hatamdan kaynaklandı. Zaten işten ayrılmak için başvurmuştum. Astronot fotoğrafı da Houston’da eğlence için yapılmış bir fotomontajdı, biyografimde yer vermek hataydı.
ANILIR’DAN İNCİLER Astronotum, olimpiyat şampiyonuyum, yazarım.
* Türkiye’nin ilk resmi astronot adayı olarak Ulaştırma Bakanlığı tarafından NASA’ya gönderildim. 2 yıl astronotluk eğitimi aldım. (Belge ve fotoğrafı sahte çıktı) * Beni NASA’ya Türk Hava Kuvvetleri Komutanı tavsiye etti.
* Türk Milli Kayak Takımı’nda yer aldım. Olimpiyat madalyası kazandım.
* Illinois Üniversitesi ve İTÜ mezunuyum. (Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık mezunu)
* 2003 Sapacean Uzay Konferansı’nda bildiri sundum. (Katılımcı bile değildi)
* Japon Uzay Fiziği Departmanı Başkanıyım. (Öyle bir departman yok) * Amerikan Onur Madalyası sahibiyim. (Birkaç bin dolara satın alınabilen bir ödül çıktı)
* Tokyo Üniversitesi’nin ilk yabancı yardımcı doçentiyim. (Başka birçok yabancı yardımcı doçent görev yapmış) TÜRK BASININI DA KANDIRDI Anılır, Türkiye’de birçok bilim konferansında katılımcı olarak yer aldı. Birçok TV kanalına röportaj verdi. İşte Türk basınında şimdiye kadar Anılır ile ilgili çıkan haberlerin başlıklarından örnekler:
* Japonya’daki süper beynimiz.
* İlk Türk astronot adayı
* Türk Bilim Adamı’nın Uzay Asansörü: ATA
* Uluslararası alanda yıldızı parlayan Türk bilimadamı
* Japonlar’ın Türk samurayı
NASA’nın kadın astronotu ODTÜ’de
Mayıs 7, 2010
Ivins, ODTÜ Toplum ve Bilim Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen program kapsamında ODTÜ Kültür ve Kongre Salonu’nda “Yeni Keşif Çağı, Geleceğin Uzay Araştırmaları ve Uzaydaki Deneyimler” başlıklı konferans verdi.
Yerçekimi olmadan bir aracın içinde uzayda yaşamanın bir çok zorluklarının bulunduğunu anlatan Ivins, astronotların uzayda “Superman” filmindeki gibi adeta uçarak hareket ettiklerini, bu nedenle zaman zaman yönlerini bulmakta sıkıntılar yaşadıklarını ifade etti.
Uzayda yiyeceklerin hazır olarak tüketildiğini, uzayda kalınan süre içinde çöpleri boşaltacak sistemin bulunmadığını dile getiren Ivins, astronotların uzaydaki yaşamına ilişkin şunları anlattı.
“Uzayda banyo imkanı yok. Dişler bile fırçalanırken su yutulmak zorunda. Ayrıca orada kalınan uzun süreler boyunca ’kapalı yer korkusu’ diye bir şey söz konusu olamaz.
Uzayda kullanılan su arıtılıp tekrar tekrar kullanılıyor. O nedenle dünün kahvesi bugünün kahvesi olabiliyor. Hatta sabun ve şampuanlarınız kahvenizin içine düşebiliyor.
Uzay ortamı, insan vücudundaki kemik kütlesinin yüzde 17’sini kaybettirip çok çabuk kırılmasına neden olduğundan en az iki saat spor yapma zorunluluğu var. Uyumak için de astronotun bir yere bağlanması gerekiyor.”.
Uzay aracında 90 dakikada bir dünyanın etrafını döndüklerini, günde 16 kez de güneşin doğuşunu ve batışını izlediklerini belirten Ivins, “Bizim ’yıldız’ diye adlandırdıklarımızın hepsi birer galaksi aslında. Bizim Dünya’mız da bunlardan yalnızca biri. Bu zor koşullara rağmen insan nasıl uzayı merak etmez” diye konuştu.
Uzay aracının Ay’a kıyasla Dünya’ya yakın bir konumda bulunduğunu, bu nedenle acil durumlarda uzaydan Dünya’ya 3-4 saatte ulaşılabildiğini aktaran Ivins, ancak Ay yolculuğunun 4 gün sürdüğünü belirtti.
Uzaya gitmeden önce Dünya’da 4 yıl süren özel bir eğitim alındığını dile getiren Ivins, astronotlara Rusça ve İngilizce dersler verildiğini de anlattı.
ÇİN SEDDİ ÇİZGİ GİBİ GÖRÜNÜYOR
Ivins, uzay aracından çekilen ve aralarında Ankara, İstanbul, Londra, Washington’un da bulunduğu şehirlerin fotoğraflarını da gösterirken, “Söylendiği gibi Çin Seddi uzaydan çok rahat görünmüyor aslında. Bir çizgi gibi görülüyor. Ancak burada ülkeleri normal haritalardaki gibi sınırlar olmadan görüntüleyebilmek heyecan verici” dedi.Dünyanın uzayla ilgili gelecekteki planlarına değinen Ivins, “Mars’a gitmek, insanlık tarihinin uzayla ilgili bundan sonraki en büyük basamağı olacak. Ancak Mars’a gitmek için 26 ayda bir kez yakalanan Dünya’ya en yakın konuma gelmesi gerekiyor. Bilim insanlarının projeleri hayata geçtiğinde Mars yolculuğunun altı ay sürmesi öngörülüyor” diye konuştu.
Ivins, uzaydaki en eğlenceli anlarından birinin dört ayda bir Dünya’dan bir uzay aracının taze sebze ve meyve getirip, çöplerini toplaması olduğunu kaydetti.
Ivins, Dünya’ya döndüğündeki hislerini de “Yere ilk indiğimde yerçekimi nedeniyle kendimi çok ağır hissettim ve kaslarımı kontrol etmekte sıkıntılar yaşadım. Adım atmak, oturmak gibi davranışları unutuyorsunuz uzayda. Döndüğünüzde ise bir ay boyunca ilgi odağı oluyorsunuz” şeklinde ifade etti.
DR. MARSHA S. IVINS
Ivins, 1973’de Colarado Üniversitesi Uzay Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. 1974’den itibaren Lyndon B. Johnson Uzay Merkezi’nde görev yaptı ve uygu göstergeleri ile kontrolleri, insan-makine sistemleri mühendisliği, Orbiter Ön Görüntü Skobu’nun geliştirilmesi konularında çalıştı.Gulfstream 1 tipi lisansı ile MEL, ATPL, SEL, planör, ticari alet lisansları ve planör öğretmenliği lisansına sahip Ivins’in NASA’da ve diğer sivil toplum kuruluşlarındaki uçuş tecrübesi 7 bini saati aşıyor.
Ivins, ayrıca 1990, 1992, 1994, 1997 ve 2001 yıllarında katıldığı beş uzay yolculuğunda bin 318 saat uzayda kalarak “uzayda en uzun süre kalan kadın astronot” unvanını aldı.
Ivins, Uzay Mekiği, Uzay İstasyonu ve Takımuydu birimlerine destek veren Astronot Dairesi’nde görevini sürdürüyor.
Bilkent’in ‘ışık teknolojisi’ne Avrupa’dan ödül
Mayıs 7, 2010
Üstün renk özellikleri ile ışık teknolojileri alanında bir ilke imza atan genç araştırmacıların çalışması, 21. Yüzyıl Fotonik Teknolojileri Platformu’nca ‘en iyi’ seçildi.
Ulusal Nanateknoloji Araştırma Merkezi’nde (UNAM) Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hilmi Volkan Demir ve doktora öğrencisi Sedat Nizamoğlu’nun geliştirdiği nanoteknoloji tabanlı üstün renk özellikleri sağlayan ışık teknolojisi, Avrupa Birliği’nin 21. Yüzyıl Fotonik Teknolojileri Platformu’nca (Photonics21) ”En İyi Öğrenci İnovasyon Ödülü”ne layık görüldü.
Dünya çapında ayarlanabilir üstün renk özellikleri ile ışık teknolojileri alanında bir ilke imza atan genç araştırmacıların çalışmasının, gelecekte yüksek enerji verimliliği sağlayan yeni nesil ışık kaynaklarının geliştirilmesinde kullanımı öngörülüyor.
Bilkent Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü ve Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hilmi Volkan Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği 7. Çerçeve Programları kapsamında sanayinin katılımının genişletilmesi amaçlı kurulan ”Photonics21” Teknoloji Platformu’nun önemli optoelektronik ve optik teknolojileri şirketlerinin üst düzey yöneticilerinin bir araya gelerek oluşturdukları Avrupa’nın verimli ışık kaynakları ve fotovoltaik programlarının stratejisini belirleyen bir organizasyon olduğunu söyledi.
Platform üyelerinin bu yıl Avrupa Fotonik Kongresi’nde inovasyon ödülü vermeye karar verdiğini dile getiren Demir, ödülün kapsamının dünya çapında bir yenilik olması ve bunun endüstriyel yaygın etki yaratma potansiyeli içermesi olduğunu kaydetti.
Yarışmaya, Avrupa Birliği’nden gelen istek üzerine tez danışmanlığını yürüttüğü doktora öğrencisi Sedat Nizamoğlu’nun çalışması olan ”nanofosfor tabanlı ayarlanabilir renk özelliklerine sahip LED çalışması” ile katıldıklarını bildiren Demir, Avrupa Fotonik Teknoloji Platformunca bu tez çalışmasının ”En iyi Öğrenci İnovasyon Ödülü” kazandığını açıkladı.
Demir, ”Fotonik21, ödül vereceği teknoloji için fotonik alanında endüstriyel ürüne çevrilme potansiyeli ve yaygın etki yaratma kriterini koydu. 5 yıldır yoğun olarak sürdürdüğümüz araştırma çalışmaları sonunda optik özellikleri üstün olan LED’ler geliştirdik. Bu teknoloji, ticarileşmiş mevcut LED’lerden optik olarak daha iyi renk özellikleri sağlıyor. Bu çalışmalarımız TÜBİTAK araştırma projeleri, Avrupa Bilim Vakfı EURYI Ödül Programı, Avrupa Çerçeve Programları ve Türkiye Bilimler Akademisi tarafından desteklendi” diye konuştu.
Doç. Dr. Demir, beyaz ışık üretimi için ampul ve florasan gibi ışık kaynaklarının günümüzde yaygın olarak kullanıldığını anımsatarak, bu tür aydınlatma kaynaklarının şu anki kullanım sorunlarının verimliliklerinin düşük olmasından ya da raf ömrünün az olmasından kaynaklandığını vurguladı. Demir, gelecekte verimli ve uzun ömürlü aydınlatma için LED teknolojilerinin ön plana çıkacağını belirtti.
Çalışmalarının tasarımı, modellemesi, fabrikasyonu, deneysel karakterizasyonu ve kuramsal analizi de dahil olmak üzere tüm basamaklarının Bilkent Üniversitesi’nde geliştirildiğine işaret eden Demir, söz konusu teknoloji ile ilgili araştırma çalışmalarını 25′i aşkın uluslararası bilimsel atıf indeksli dergi makalesi olarak yayımladıklarını ve farklı patent başvuruları yaptıklarını bildirdi.
Avrupa’nın en güçlü ve prestijli teknoloji platformlarından biri olan Fotonik21′in 2010 hedefi’nin ”Vizyonu Gerçeğe Dönüştürmek” olduğunu ifade eden Demir, platformun yönetici kurulunda OSRAM, Philips, Carl Zeiss, Trumpf Laser, Cube Optics, Ericsson gibi Avrupa teknoloji şirketlerinin CEO ve diğer yöneticilerin yer aldığını kaydetti.
Demir, İnovasyon Ödülünün sponsorluğunu Thales, SPIE Avrupa ve ACCORD Avrupa organizasyonlarının yaptığını sözlerine ekledi.













